Manzara Resimleriyle İnsanı Büyüleyen Frederic Edwin Church Hakkında Bilinmeyenler

Manzara resimleriyle insanı büyüleyen Amerikalı ressam Frederic Edwin Church kimdir? Eserleri ve hayatı hakkında bilinmeyenleri anlatıyoruz. Zengin bir ailede doğduğu için hayata bir adım önde başlayan Church, bu şansını nasıl güzel değerlendirmiş, öğrendikçe hayranlığınız artacak…

Kaynak: https://twitter.com/culturaltutor/sta…

1865 yılında Frederic Edwin Church adlı Amerikalı bir sanatçı ‘Kuzey Işıkları’nı resmetti. İşin ilginç yanı ise, kendisinin kuzey ışıklarını hiç görmemiş olmaması.

Frederic Edwin Church o kadar iyi bir ressamdı ki, bu eseri yaratmak için kuzey ışıklarını görmesine gerek bile yoktu.

Diğer eserlerine geçmeden önce onu biraz tanıyalım. Frederic Edwin Church, 1826’da Connecticut’ta doğdu. Zengin bir aileden geldiği için şanslıydı çünkü ailesi ona en büyük tutkusu olan resim sanatı için ihtiyacı olan zaman ve kaynağı sağlayabilmişti.

18 yaşına geldiğinde ise Thomas Cole adında İngiliz asıllı bir ressamla tanıştı ve hayatı tamamen değişti.

Thomas Cole, 1810’da Amerika’ya göç ettiği esnada, buranın dağlarının ve vadilerinin resmetmeye değer olduğunu hemen anlamıştı.

Amerika’ya göç ettikten kısa bir süre sonra Hudson Nehri Okulu’nu kurdu.

Sadece Hudson Nehri Vadisi’nin değil, tüm Amerika’nın uçsuz bucaksız vahşi doğasını resmetmek için kendi gibi hevesli bir grup sanatçı da ona destek oldu.

Hudson Nehri Okulu, doğanın güzelliğini vurgulayan Avrupa Romantizmi’nden güçlü bir şekilde etkilenmişti.

Tarz olarak, Hudson River Okulu’nun sanatçıları, görünür fırça darbelerini dikkatlice gizlemeyi ve böylece fotoğraf gerçekliğinde görünen resimler üretmeyi seviyorlardı.

Ancak bu resimler, fotoğraf gibi birebir gördüklerinin aynısı olmuyordu. Doğal manzarayı, kendi sanatsal hedeflerine uyacak şekilde usta bir şekilde yeniden düzenliyorlar ve sonuçta yine fotoğraf kalitesinde olan ama içine kendi perspektiflerini de kattıkları eserler elde ediyorlardı.

Frederic Edwin Church’ün Cole’un yıldız öğrencisi olması çok zaman almadı. Kendisi aynı zamanda Hudson River Okulu’nun en büyük sanatçısıydı.

Yıldız öğrenci Church dedik ama okuldaki diğer sanatçılar da harikaydı.

Örneğin Albert Bierstadt’ın manzaralarında da, doğal güzelliğin ışıltılı ve görkemli bir halini görebiliyoruz.

Başka bir örnek vermek gerekirse, Sanford Gifford da bulutların arasından kırılan ya da sudan yansıyan ışığın renk ve atmosferik etkileri konusunda müthiş bir göze sahipti.

Ancak Church’ün manzaralarında farklı bir şey vardı. Onun resimlerinin farklı bir duygusal ağırlığı vardı.

Church, daha etkili bir gerçeklik yaratmak adına gördüğü ‘gerçek’ manzaralarla oynar ve onları kendi gözünden yorumlardı.

Daha sonraki çalışmalarının ise şiirsel bir anlatıma sahip olduğunu görüyoruz.

Hudson Nehri Okulu’nun diğer üyeleri tamamen doğaya odaklanırken, Church insan ve doğa arasındaki ilişkiye odaklanıyordu.

Sanatında her zaman çekici ve zengin bir sembolizm vardı.

Church’ün yaptığı sadece salt doğal güzelliğin bir tasviri değildi. Bir volkanik patlama esnasında bulutlarının arasından beliren güneş, pencereye vuran ışık, ıssız bir mezar, bir gökkuşağı. Onun çizimlerinin her biri çok derin anlamlar gizliyor gibiydi.

Church, Amerikan manzarasını gerçekten seviyordu. Yaptığı manzara resimlerini, her zaman büyük bir tutkuyla ve dikkatle, ince ince sanki bir hikaye anlatıyor gibi boyadı.

Biraz zamanınızı ayırıp dikkatlice bakarsanız, yaptığı manzara resimlerinde gizlenmiş ayrıntıları ve hikayeleri görebilirsiniz.

Church, eserleri çok büyük meblağlara satılan oldukça popüler bir sanatçıydı. Sadece zengin sanatseverler ya da sosyete tarafından değil herkes tarafından büyük ilgi görüyordu eserleri öyle ki insanlar sergi açılır açılmaz yeni eserlerini görmek için sıraya giriyorlardı.

Peki neden? Çünkü Church’ün eserleri nefes kesici ve her şeyden önemlisi her zaman bulunup yorumlanacak hikayelerle dolu.

Ayrıca Church’ün manzaraları insanlara tanıdık geliyordu çünkü Amerikalılar 19. yüzyılda kırsal kesime şimdi olduğundan çok daha yakındı.

Yaptığı resimlerde bazen semboller de beliriyordu. Örneğin bu eserinde gökyüzünün muhteşem renkleri arasında gördüğümüz aslen bir Amerikan bayrağı.

Ve 1865’te, İç Savaş’ın hemen sonunda, Aurora Borealis (Kuzey Işıkları) tablosunu tamamladı.

Bu tabloda Church, arkadaşı olan kaşif  Isaac Hayes’in 1861 yılındaki Arktik keşif gezisinden esinlenmiştir.

Kuzey ışıkları aslen çok daha farklı, yeşil rengin baskın olduğunu görüyoruz. Ancak Church, yeşil rengi neredeyse hiç kullanmamış diyebiliriz.

Hiç görmeden sadece Hayes’in yorumuna dayanarak çizdiği için bu elbette oldukça normal.

‘Kuzey Işıkları’ tablosu gerçekçi olmasa bile Church’ün dehasının harika bir örneği.

Church’ün vizyonu ile ‘Kuzey Işıkları’, herhangi bir fotoğrafın veya fotogerçekçi resmin yapabileceğinden çok daha fazlasını yapıyor.

Doğayı kurnazca yeniden yorumlamak, tam da Church’e göre bir hareketti aslında.

Mesela tablodaki detaylara bakın. Buzların ortasında bir gemi… Kamaralardan birindeki küçük ışık detayını görüyor musunuz?

Bir umut ışığı. Zorlu geceye rağmen hayatta kalabilmenin bir göstergesi…

‘Kuzey Işıkları’ tablosunun herhangi bir şekilde iç savaş ile ilgisi var mıydı bilmiyoruz ama bazıları onu toplumsal çekişme ve acıların ardından bir umut sembolü olarak gördü.

Church kendi ve ailesi için Hudson Nehri manzaralı bir ev tasarladı ve bu eve ‘Olana’ ismini verdi.

Ancak 1870’lerde Church hastalandığı için çok daha az resim yapmaya başladı ve 1900’de karısından sadece bir yıl sonra hayata veda etti.

1900’deki Church ölene dek, oğlu ve gelini Olana’da onunla birlikte yaşadı.

Church’ün Olana’da geçen ömrünün son yılları gayet güzel geçmişti. Son zamanları, onun için şiir okuyan Mark Twain’in ziyareti gibi keyifli anlarla doluydu.

Amerika Birleşik Devletleri, şüphesiz birçok büyük ressam yetiştirmiştir. Tereddüt etmeden diyebiliriz ki, Frederic Edwin Church de bu ressamların en iyilerinden bir tanesidir.

Çok az sanatçı, dünyayı Church gibi tüm güzelliği, doğallığı ve ölçeğiyle yakalayabilmiştir. Ayrıca şu da bir gerçek ki, onun yaptığı gibi içinde şiirsel tasvirler görebildiğimiz eser sayısı da oldukça az.

O yüzden bu kadar büyük bir sanatçı olarak anılmasına ve manzara resmi denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olmasına da şaşırmamak lazım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir